|
Federal almanyada yaşayan türklerin psikolojik sorunları |
|
|
|
|
There are no translations available.
AİLE VE SOSYAL ARAŞTIRMALAR GENEL MÜDÜRLÜĞÜ tarafından hazırlanan
FEDERAL ALMANYA’DA YAŞAYAN TÜRKLERİN AİLE YAPISI VE SORUNLARI ARAŞTIRMASI
pdf dosyasını indirmek için http://www.aile.gov.tr/files/almanya.pdf tıklayınız.

Almanyada yaşıyor , ailenizde veya sizin psikolojik
sorunları var,almanca bilen psikolog mu arıyorsunuz ?
Uzman psikolog Sinem Malkoç'a soru sormak için tıklayınız.



|
|
Almanya'daki Türklerin psikolojisi bozuk |
|
|
|
|
There are no translations available.

Almanya’da yaşayan Türklerin psikolojisinin bozulduğu, depresyon ve psikosomatik hastalıkların Türkler arasında yoğun olarak görüldüğü bildirildi.
Deutsche Welle’e göre, Almanya’da yaşayan Türklerin büyük çoğunluğu ciddi psikolojik sorunlar yaşıyor. Münih kentinde çalışan psikyatr Dr. Elif Cindik, depresyon ve psikosomatik hastalıkların Türkler arasında yoğun olarak görüldüğünü belirtti. Dr. Cindik, birçok Türkün psikolojik sorunlar yaşadığının farkında bile olmadığına dikkat çekerken “Hastalığı çok farklı anlatabiliyorlar. Mesela, vücudunda bir sürü semptom buluyor ama aslında depresyon yaşıyor. Ama depresyonu depresyon olarak görmüyor” dedi. Yoğun ruhsal sorunların nereden kaynaklandığını da anlatan Dr. Elif Cindik, “Bir göçmen kökünden koptuğu zaman tabii ki sorunlar yaşıyor. Yeni geldiği yere adapte olmak ama aynı zamana asimile olmamak, ailesini, örf ve adetlerini korumak gibi zorluklarla karşılaşıyor” değerlendirmesini yaptı.
İLK KUŞAKLAR DAHA SAĞLIKLIYDI Ancak kuşaklar arasında da belirgin farkların olduğunu anlatan Cindik, “İlk gelen kuşaklar daha sağlıklıydı çünkü buraya gelmeden önce ciddi muayenelerden geçti. Ruh hastalıkları olan veya herhangi bir şekilde düzgün çalışamayacak olanlar zaten Almanya’ya alınmadı” şeklinde konuştu. Dr. Cindik, son dönemlerde Almanya’da okullarda göçmenlerin karıştığı şiddet olaylarının artmasında da hem ebeveyn hem de gençlerin psikolojik sorunlarının etkili olduğunu söyledi.
DİL SORUN YARATIYOR Ruhsal rahatsızlıkların üstesinden gelinebilmesi için profesyonel yardıma ihtiyaç olduğunu vurgulayan Dr. Cindik, buna karşın Almanya’daki Türklerin, dile yeterince hakim olmadığı, psikolog veya psikyatrıların da hastaların geldikleri kültürü yeterince tanımadıklarını belirtti
www.dunyabulteni.net
|
|
Sanal oyunlara yasak tartışması |
|
|
|
|
There are no translations available.

Çocukları şiddete yönelten Counter Strike gibi sanal oyanlara yaş sınırlaması getirilmek istenmesi tartışma başlattı. ‘Sınırlama’ kimileri tarafından desteklendi, kimileri de karşı çıktı.
SANAL alemde şiddet içeren oyunlar, çocukların beden ve ruh sağlığını olumsuz etkilediği gerekçesiyle kontrol altına alınıyor. Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın şiddet içeren oyunları kontrol altına alacakları sözleri tartışma yarattı. Psikologlar, şiddet içeren bilgisayar oyunlarını çocukların ruhsal gelişimi için sakıncalı bulurken, sanal alemciler ise Kılıç’ın önerisini doğru bulmadıklarını dile getirdi.
Derecelendirilsin
- Sanal Oyun Federasyonu Başkanı Mevlüt Dinç: “Hangi yaş grubunun hangi oyunu oynayacağını tespit edeceğiz. Yasaklamak yerine derecelendirme daha doğru olacaktır. Sektörün büyüyüp gelişmesini istiyoruz” dedi.
Kısıtlama getirilebilir
- Psikolog Işın Akı: “Sanal oyun bir çocukta, öfke, kızgınlık, şiddet gibi duyguları ortaya çıkarıyorsa bu oyunlarıın kısıtlanması doğru olacaktır. Çocuğun oyunlardaki karakter ve duyguları günlük yaşama transfer etmemesi gerekiyor. Aileye çok büyük görev düşüyor. Çocukları şiddete yöneltecek oyunlara kısıtlama getirilebilir.”
Doğru eğitim önemli
- Prof. Dr. Yaman Akdeniz : “Maalesef tedbir olarak ilk aşamada yasak ve sansür tercih ediliyor. Halbuki yasaklar ilgiyi daha da çok artırır. Çözüm yasak yerine, insanlara doğru eğitimi vermektir. Ben, çocuğumun kötü arkadaşlıklar ve kötü alışkanlıklar yerine evde oyun oynamasını tercih ederim.”
Yaş sınırı getirilsin
- Oyun sitesi genel yayın yönetmeni Murat Oktay: “Oyunların yasaklanmasından ziyade numaralandırılması doğru olacaktır. Bazı oyunlar için yaş sınırı getirilebilir. 18 yaşın altındakilere satılacak oyunlar tespit edilir ve bu oyunların dışındakiler yasaklanır.”
|
|
|
Sebepsiz Depresyona dikkat |
|
|
|
|
There are no translations available.

Kalp ve damar hastalıkları, tüm dünyada ölüm nedenleri arasında ilk sırada yer alıyor. Her yıl, bu hastalığa yakalanan kadın sayısı artıyor.
Kadınlarda görülen kanser türlerinin, meme, yumurtalık, rahim gibi, hepsinin toplamından fazla sayıda kalp hastalığından ölüm oranı görülmektedir.
Avrupa’da yapılan çalışmaya göre, kalp hastalıklarından ölüm oranı kadınlarda %55, erkeklerde ise %43’tür. Kalp hastalıkları, kadınlarda sinsi ve yavaş seyrediyor. Bu yüzden tanı geç koyuluyor. İlk kalp krizinde ölen kadınların, üçte ikisinde daha önce herhangi bir belirti görülmediği gözlenmiştir.
Erkeklere göre farklı belirtiler taşıyan bu hastalığın, sırt ağrısı, terleme, çarpıntı, bulantı, nefes darlığı, halsizlik, yorgunluk, nedensiz depresyon gibi işaretleri olabilir.
Kadınlarda küçük ince damarlar daha çok hastalanıyor. Anjiyoda büyük damarlar görünüyor. Kadınlardaki küçük kılcal damarın teşhisi zor oluyor. Ailesinde kalp hastalığı olanlar risk taşıyor.
Hareketsizlik, kalbi etkileyen unsurlardan birisi, kalpteki kılcal damarların rezervlerinin azalmasına sebep oluyor.
35 yaşını geçen her kadının, mutlaka risk tayini yaptırması gerekiyor. Menopozdan sonra ortaya çıkan problemler kalbi etkiliyor. Menopozdan sonra östrojen alımının da kalbe faydası yok çünkü kalbin doğal östrojene ihtiyacı var.
Bir de Kırık Kalp Sendromu var. Boşanma, aileden birinin kaybı, korkular gibi sebeplerden kadın kalbi etkileniyor. Bu gibi olaylardan sonra ortaya kalp yetmezliği çıkıyor. Kırık Kalp Sendromu, kadının kalp damarlarında bir sorun olmadığı halde gerçekleşiyor. Sonunda kalp yetersizliği oluyor ve kalp büyüyor.
Vücut tipi de kalp hastalıkları konusunda etkili oluyor. Elma tipi vücutta, yağlar karın bölgesinde toplanır. Armut tipi vücutta ise, kilolar basende toplanıyor. Yağların karın bölgesinde toplanması, kalp için risk oluşturuyor. Karındaki yağ, tansiyonu yükseltiyor. |
|
Aşırı Heyecanı Nasıl Yenmeli? |
|
|
|
|
There are no translations available.
![[Resim: images?q=tbn:ANd9GcTekBoxuhWLqeMX3-iJn6x...23Ga3OASA=]](http://t1.gstatic.com/images?q=tbn:ANd9GcTekBoxuhWLqeMX3-iJn6xIupvdVcCHskZLD5QQL9UdPOFn0TE&t=1&usg=__BfpQrB5lWBV3gCxOuW23Ga3OASA=)
Yüzünüz kızarıyor, elleriniz titriyor, ne söyleyeceğinizi şaşırıyor musunuz? Aslında insanların aşırı heyecanlanmaları doğaldır. Bu heyecan günlük hayatı olumsuz etkileyecek duruma geliyorsa bu noktada bazı tedbirler alarak heyecanınızı yenebilirsiniz. Heyecan duygusu kişinin günlük hayatında önemli bir yer tutar. İlk defa araba kullanma, yeni bir işe başlama, tanımadığı fakat onun için önemli olan kişiler arasına katılma vb. kişilik farklılıkları olsa da hemen herkeste belli bir heyecan meydana getirir. Heyecan belli bir ölçüde olduğu takdirde kişinin daha dikkatli olmasına yardımcı olan, yaptığı işten zevk almasını sağlayan bir duygudur. Sosyal alanda başarılı olmuş kişiler, büyük sanatkârlar, diğer insanlardan biraz daha heyecanlı veya ataktır. Her insan aynı derecede heyecana sahip değildir. Bazı insanların diğerlerine göre daha heyecanlı olduğunu davranışlarına bakarak söyleyebiliriz. Bazı kişilerin ise heyecanı dışarıdan belli olmaz. Her iki durumda da heyecan belli ölçüde kişinin yararınadır. Kişi duyarlı ve heyecanlı olmasını bir avantaj olarak görmelidir. Aşırı Heyecan Hata Yapmaya ve Psikolojik Problemlere Yol Açabilir Bununla beraber aşırı heyecan kişinin davranışlarını kontrol etmesine engel olarak hata yapmasına sebep olduğundan zararlı olmaktadır. Ayrıca heyecanın normalden fazla olması bazı psikolojik problemlere de yol açmaktadır. Sosyal fobi, asansör, yükseklik fobisi gibi fobiler, panik atak, konuşma bozuklukları ve kekemelik, dikkat eksikliği, hiperaktivite bozukluğu gibi psikolojik rahatsızlıklar, heyecanı kontrol edememe ile yakın ilişkilidir. Doğru Solunum ve İç Konuşmalar Kişilikle İlgili Kaygıyı Azaltır Heyecanın fazla olması bazıları için bir kişilik özelliği olsa da bazı tedbirlerle kişinin heyecanını kontrol edebilmesi mümkündür. Bu tedbirlerden en önemlisi doğru solunum yapmayı bilmektir. Yeterli ve doğru solunum kaygıyı azaltır. 2. tedbir gevşeyebilmektir. Bunun için gevşeme tekniklerini bilmek gerekir. Bu konuda stresle ilgili kitaplardan yararlanılabilir. Bir uzmandan da öğrenilebilir. Heyecan veren durumla daha sık karşılaşmak kişide alışkanlık meydana getireceğinden heyecan azalır. Bu sebeple sınav heyecanı olan kişinin sık sık sınavlara girmesi, sosyal fobisi olan kişinin kalabalıkta görevler alması, heyecanını azaltabilir. Yine kişinin yaşama gayesi olması, hayata olumlu bakabilmeyi mutlu olmayı bilmesi de heyecanını azaltabilir. Heyecana yola açan sebepler ve bununla başa çıkma yöntemleri: Heyecanı Kompleks Haline Getirmeyin Eğer kişinin heyecanlı olması onun verimliliğine insanlarla ilişkisine zarar vermiyorsa kişi heyecanını bir problem olarak görmemelidir. Zira kişi heyecanından rahatsız oldukça kaygı durumu arttığı için heyecan normal olarak artar. Kalabalıkta sık sık yüzü kızaran kişi yüzüm kızaracak diye endişe ettikçe daha çok yüzü kızarır. Halbuki hafif bir kızarıklık normaldir ve kişiye canlılık verir. Güven Eksikliğinizi Aşın Güven duygusu kişide 2–3 yaşlarında gelişir. Bu sebeple anne baba tutumu ve aile içi iletişim çok önemlidir. Kişi eğer güven duygusunun gelişimine zarar veren bir durumla karşılaşmışsa bu ileride streslere ve hayat zorluklarına karşı daha dayanıksız olmasına yol açabilir. Bununla beraber kişi istediği takdirde iç konuşmalar yaparak olumlu yönlerini daha çok görmeye çalışarak güven duygusunu büyük ölçüde artırabilir. Bu mümkün olamazsa profesyonel yardımla da kazanılabilir. Hata Yaparım Endişesine Kapılmayın Kişinin heyecanını en çok artıran sebeplerden biri hata yapma endişesidir. Çocukluklarında devamlı aşağılanan kişilerde olduğu kadar ailesinin beklentileri yüksek olan veya mükemmeliyetçi kişilerde hata yapma endişesi çoktur. Yine zeki fakat yeterli eğitim alamayan ve kendini gerçekleştirme imkanı bulamayan kişilerde hata yapma endişesi çok görülmektedir. İnsan hayat boyu gelişen bir varlıktır. Kişi aşağılık kompleksine kapılmadan eksikliklerinin farkında olmalı ve onları kendisine zaman tanıyarak düzeltme yoluna gitmelidir. Geçirilen Bir Travma Sorun Olabilir Travma sonrası stres bozukluğu aşırı heyecanın en önemli sebeplerindendir. Bu sebeple büyük travmalar (ani kazalar, felaketler, taciz vb.) geçirmiş kişilerin profesyonel yardım alması gerekir. Aksi takdirde yaşanan stres zamanla beden kimyasında değişiklik yaparak heyecanın normalden fazla olmasına yol açabilir. Organik Bir Rahatsızlığınız Olabilir Psikolojik rahatsızlıklarla organik rahatsızlıklar arasında genelde çift yönlü bir ilişki vardır. Yaşanan sıkıntılar, üzüntüler, hastalıklara ve beden kimyasına etki yaptığı gibi organik rahatsızlıklar da psikolojik rahatsızlıklara yol açabilir.. İç salgı bezleri kişinin pek çok fonksiyonunu olduğu kadar heyecan duygusunda da etkili olan kimyasalları üretir. Tiroid bezi rahatsızlıkları, şeker hastalıkları, anemi, demir eksiklikleri, vitamin ve mineral eksiklikleri gibi bazı organik problemler, heyecanın fazla olmasına yol açabilir. Bu problemler ancak gerekli tıbbi ve psikolojik tedavilerle düzelebilir. Doğal Yaşayarak Sorunu Çözebilirsiniz Psikolojik hastalıklar ve organik problemler hafif düzeyde olduğu takdirde doğal yaşanarak önlenebilir veya tedavi edilebilir. Doğru solunum yapmak, spor yapmak, gevşemeyi bilmek, yeşillik, temiz havalı yerlerde dolaşmak, aşırı yorgunluklardan kaçınmak, çalışmak kadar dinlenmeye de zaman ayırmak, dost ve arkadaş çevresini geniş tutmak, düzenli uyumak, düzenli ve çeşitli beslenme, yiyecek ve içecekte tek yönlülük ve aşırılıktan kaçınmak, yeterli miktarda su içmek, beden kimyasının dengede olmasına ve heyecanın kontrol altında tutulmasına yardımcı olur. alintidir.
|
|
There are no translations available.

Hayatta başarılı olmak için kendimize güven duymamız şart. Bu bizim aynı zamanda sosyalleşmemizin de anahtarı. Timaş Yayınevi’nden çıkan "Ansiklopedik Eğitim ve Psikoloji Rehberi" kitabının yazarı Ömer Baldık, özgüven eksikliğine neden olan durumları sekiz bölümde incelemiş.
1- Utangaçlık: Ne zaman birisi bize baksa, kendimizi hemen huzursuz hissederiz. Yoğun ilgi ve dikkat, insanın cesaretini kırabilir. Bu da bizde "Ya başarısız olursam" gibi korkular yaratır.
2- Kendini beğenmek: Kendine güvenle, kendini beğenmek sürekli birbirine karıştırılır. Oysa ikisinin arasında büyük fark var. Güven, insanın her durumda kendisine inanabileceğini bilmesidir. Kendini beğenmede ise, aslında özgüvenimiz eksik olsa da, çevremize özgüveni yüksek biri gibi gözükürüz.
3- Başarısızlık korkusu: Her insan başarılı olmak ister. Fakat sürekli ’başaramayacağım’ gibi bir duygunun içine hapsolursak, gerçekten de hiçbir zaman başarılı olamayız.
4- Alaya alınma korkusu: Hepimizin başına ara sıra gülünç durumlar gelebilir. Bu, herkesin bizi alaya alacağı anlamına gelmez. Önemli olan, gülüp geçebilmektir.
5- İncitilme korkusu: İçimizde çoğu zaman incitilme korkusu taşırız. Fakat bu düşünceyle, özgüven duygunuzu yitirirsiniz. İnsanların sizi kırmasından korkuyorsanız, bu sorununuzun üstesinden gelmelisiniz.
6- Reddedilme korkusu: "Onunla konuşmaktan korkuyorum. Çünkü benimle arkadaş olmayabilir" tarzındaki düşünceler, bizim içe kapanık bir hal almamıza neden olur. Başarılı ilişkiler içine giremeyiz.
7- Onaylanmama korkusu: Yaptığımız şeylerin toplum tarafından onaylanmaması gibi korkular yaşayabiliriz. Doğal olarak bu durum da özgüven eksikliğine neden olur.
8- İstenmeyen sonuçlarla karşılaşma korkusu: Bu korku yüzünden birçoğumuz riskli işlere bir türlü giremeyiz. Böyle bir duygu, özgüven eksikliği ve psikolojik sorun yaratır.
alıntıdır.
Online başvuru sistemimizi kullanıp ,Uzman psikolog Sinem Malkoç'a ücretsiz soru sormak için burayı tıklayınız.
Uzmanımız Sinem Malkoç'la ilgili görüşler için ziyaretçi defterini tıklayınız

|
|
There are no translations available.
Hayata pembe gözlüklerden mi yoksa kara gözlüklerden mi bakıyorsunuz? Bardağın yarısı boş mu, dolu mu? Bu sorulara nasıl cevap verdiğiniz kalp damar sağlığınızı belirliyor. Bu hafta kardiyologların saygın bilimsel dergisi Circulation’da yayınlanan bir araştırma tam bu konunun üstüne parmak basıyor. Amerika Birleşik Devletleri’nin dört üniversitesinden bilim adamları iyimser insanlarla, kötümser olanlar arasında kalp hastası olma ve ölüm riski açısından bir fark var mı diye baktılar. Kimseye güvenmeyen, her sözün, her iyi şeyin arkasında gizli, çıkarcı bir maksat arayan zihniyetin sağlığa zararlı olup olmadığını soruşturdular. ![[Resim: fft16_mf359014.Jpeg]](http://i.milliyet.com.tr/GazeteHaberIciResim/2009/08/30/fft16_mf359014.Jpeg) İyimserlik kalbi koruyor 80 bin kadından kötümser olanların riski yüzde 100 kabul edildiğinde, iyimserlerin kalp krizi, kalpten ölüm ve tüm nedenlerden ölüm risklerinin yüzde 15 ile 30 azaldığı görüldü. Yüz bine yakın, 50 ile 80 yaş arasındaki kadının iyimser mi kötümser mi olduğu araştırıldı. Bu saptama bir dizi soru sorularak yapıldı. Mesela “Ne olacağının belli olmadığı durumlarda ben hep iyi olacağını düşünürüm” ya da “Eğer bir işimin bozulma ihtimali varsa, mutlaka bozulur.” Birinci fikri benimseyenler iyimser, ikinci fikre evet diyenler ise kötümser grupta yer aldı. Bunlar gibi birçok soru soruldu. Verilen cevaplara göre iyimserlik notu oluşturuldu. Otuz puanın tam not olduğu bu ankette 26- 30 arasında not alanlar iyimser, notu 22’den az olanlar ise kötümser kabul edildi. Sekiz yıl izlenen yüz bine yakın kadın arasında ölenler, kalp krizi ve inme geçirenler saptandı. İyimser kadınların kötümserlere göre daha uzun yaşadıkları, daha az kalp krizi ve inme geçirdikleri görüldü. Kalpten ölümler de kötümser olanlarda belirgin olarak artmıştı. Bilim insanları araştırmaya başladıklarında, kadınların sağlık envanterini çıkarmışlardı. Geri dönüp, acaba başlangıçta iyimserlerle kötümserler arasında fark var mıydı diye bakınca şaşırdılar. Çünkü kötümserlerin grubunda şeker hastalığının, yüksek tansiyonun, kolesterol yüksekliğinin daha fazla olduğunu, bu grupta daha çok sigara içilip daha az egzersiz yapıldığını gördüler. Bu gözlemler hemen akla bir soru getirdi. Ölüm ve hastalığın kötümserler arasında daha sık olmasının nedeni, başlangıçta daha sağlıksız bir durumda olmalarından kaynaklanıyor olmasın? Araştırmacılar bu soruya cevap verebilmek için çalışmaya katılan kadınların tüm özelliklerini göz önüne alan istatistiki yöntemler kullandılar. Ama sonuç değişmedi. Her ne olursa olsun kötümserliğin sağlığa zararlı olduğu sonucu çıktı. Başka bir deyişle iyimserlik kalp dostuydu. ![[Resim: fft16_mf359015.Jpeg]](http://i.milliyet.com.tr/GazeteHaberIciResim/2009/08/30/fft16_mf359015.Jpeg) Şüphe ve güvensizlik kalbe zararlı Bardağın yarısı dolu diyenler, yarısı boş diyenlere göre daha sağlıklı ve daha uzun ömürlü oluyorlar. Hayata biraz olsun pembe gözlüklerle bakabilmek bizi sadece mutlu etmez, sağlıklı da kılar. Yüz bin kadını içeren ve 8 yıl süren bu araştırmada ortaya çıkan gerçeklerden biri de, herkese karşı güvensiz olan, hiçbir şeyi beğenmeyip hepsinin arkasında bir çıkar amacı arayan, şüpheci, müstehzi insanların da sağlıklarının olumsuz etkilendiğini gösterdi. Şüpheci ve husumet dolu olan kadınlarda ölüm riski daha güvenli, rahat ve barışcıl olanlara göre yüksek bulundu. Bu ve benzeri çok sayıdaki araştırmanın sonuçları hep aynı yönde. Kötümserlik, şüphecilik husumet dolu olmak insan vücudunda olumsuz bir dizi değişikliklere yol açıp, kalbi yoruyor, damarları yaşlandırıyor, hayatı kısaltıyor. Bu olumsuz değişikliklerin ne olduğunu tam olarak bilmiyoruz. Bazı ipuçları ve bunlara bağlı teoriler var. Kötümser duyguların nabzımızı hızlandırıcı, kalbimizin aşırı yük altında çalışmasına yol açan, damarlarımızı büzen bazı hormonları salgılattığını biliyoruz. Kanın daha kolay pıhtılaştığı, vücutta düşük düzeyde de olsa sanki bir iltihap varmış gibi bir durumun oluştuğu, bağışıklık sisteminin yara aldığı biliniyor. Tüm bu etkenlerin kalp ve damar sistemine ve kan dolaşımına olumsuz etkileri oluyor. Öyle anlaşılıyor ki, eskilerin “halet-i-ruhiye” dediği ruh halimiz, fiziki sağlığımızı bir çok yolla etkiliyor. İyimser, sakin, güvenli olanlarda beyinden ve sinir sistenminden kalbe giden sinyaller kalbin yükünü azaltıcı, damarları genişletici, damar duvarını koruyucu sonuçlar doğuruyor. Hayata bakışı olumlu olanların, sorunlara çözüm amaçlı yoğunlaşmaları, cevap bulmaları kolaylaşıyor. Stres yaratan ortam ve koşullarla baş etmeleri kolaylaşıyor. Böylelikle kalp damar hastalıklarının oluşması ve ilerlemesi yavaşlıyor. Türkiye’de durum İnsanların içinde bulundukları ruh halini ölçmek kolay değil Biraz olsun fikir verebileceği umuduyla 2009’da yapılmış bir çalışmaya bakalım. Pew Araştırma Enstitüsü adlı dünyaca ünlü kuruluşun yaptığı bu çalışmada “ülkenizin gidişi hakkında iyimser misiniz?” diye sorulmuş. En iyimser olanların yaşadığı ülke Çin, onları Hindistan ve Kanada izliyor. Türkiye’de bu sorunun sorulduğu 100 kişiden sadece 22’si ülkenin gidişatının iyi olduğunu söylemiş. “Sizden sonraki kuşak için koşullar daha iyi olacak mı?” diye sorulduğunda Türkiye’de ancak üç kişiden biri evet cevabı vermiş. “Kendi halinizden memnun musunuz” diye sorulduğunda da, dört kişiden biri memnun olduğunu söylemiş. Bunlar iyimser bir toplumun göstergeleri değil. Bu duyguların bir bölümü ekonomik koşullara bağlı olsa da çoğumuzun içinde var olan kötümserliğin payı inkar edilemez. Bir çoğumuzun işler iyi giderken bile, iyimserliğe kapılmamaya çalıştığımızı söylersem yanlış olmaz. Burada Orhan Veli’nin bir şiiri aklıma geliyor: Her gün bu kadar güzel mi bu deniz? Böyle mi görünür gökyüzü her zaman? Her zaman güzel mi bu kadar, Bu eşya, bu pencere? Değil, Vallahi değil; Bir iş var bu işin içinde. Kalp ve sağlığını korumamanın yolu yalnız sağlıklı beslenip, spor yapmaktan, gerektiğinde düzenli ilaç almaktan geçmiyor. Ruh halimiz de önemli. Hayata bakışımızı karamsarlıktan, kötümserlikten şüphecilikten uzaklaştırmak, tansiyonumuzu normal sınırlarda tutmak kadar önemli. Prof. Dr. E. Murat Tuzcu
Diese E-Mail-Adresse ist gegen Spambots geschützt! JavaScript muss aktiviert werden, damit sie angezeigt werden kann.
|
|
|